Halk sağlığı derslerindeki müthiş karizması ve bilgeliği ile hepimizin sevgisini kazanan Serhat VANÇELİK hocamı görev yaptığı Erzurum İl Sağlık Müdürlüğünde makamında ziyaret ettik. Hocamızla Türk sağlık tarihinden güncel sağlık hizmetlerine, EYOF 2017’den Hakkari Yüksekova anılarına çok kapsamlı, sıcak ve bilgi dolu bir sohbet gerçekleştirdik. Kendilerine şahsım ve dergimiz Fakültatif Tıpçı adına tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Keyifli okumalar..

 On yıldır sağlık müdürüyüm ama yoruldum diyemem.

Fakültatif Tıpçı: Öncelikle tekrar teşekkür ederiz bizi kabul edip bize vakit ayırdığınız için. Kendinizi kısaca tanıtmak ister misiniz?

Serhat Vançelik: Ben 1968 Erzurum doğumluyum. Mesleki yaşamım ilk öğretimden üniversiteye kadar Erzurum’da geçti. Mesleğe başladıktan sonra da sadece 1.5 yıllık Hakkâri Yüksekova mecburi hizmetim var, onun dışında pratisyen hekimliğimi burada birkaç yıl yapıp 1996 yılında Halk Sağlığı Anabilim Dalı’na tıp uzmanlığını kazanarak başladık. Bu macerayla 2000 yılında uzman olduk ve 2000 yılından itibaren de akademik çalışmalarımız yardımcı doçentle ve devamı bu şekilde gelmiş oldu. Dediğim gibi tüm meslek yaşamım hemen hemen Erzurum’da geçti, ilçelerinde çalışmışlığımız oldu, merkezde, acilde veya halk sağlığı müdürlüğündeyken de eğitim ve araştırma bölümümüz vardı, Pasinler ilçesinin de o anlamda sağlık birlik başkanlığını yaptım. Mesleki yaşamımın önemli bir kısmı yöneticilikle geçti. Aktif hekimlik belki 25 yıllık çalışma yaşamımda 5 6 yıl yaptım ama sağlık grup başkanlığı, sorumlu hekimlik ve yöneticilik gibi alanda daha fazla çalışmalarım oldu ve son 2007 yılından itibarende yaklaşık 10 yıldır sağlık müdürlüğünü yürütüyorum. Kadromun üniversitede olması ile beraber görevlendirmeyle sağlık müdürlüğünü yürütüyorum.

FT: Hocam sizce bir tıp öğrencisi nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız ve siz öğrencilik döneminizde nasıl bir öğrenciydiniz?

SV: Şuanda özellikle birkaç sene daha devam edecek bir tarzda tıp öğrenciliği eskisinden daha zor. Ülkemizin geçmişte, 20 30 yıl geriye gittiğimizde hekim ihtiyacı iyi planlanmadığı için son yedi yıldır tıpta malumunuz kontenjanlar arttı. Kontenjanların artmasıyla beraber öğrenci sayısı çok fazla olunca pratik eğitim, beceri anlamında ciddi sıkıntılarımız var. Bu kapsamda dediğim gibi tıp öğrenciliği bizim yıllarımıza göre daha zor. Neden? Çünkü hekimlik benim bakış açıma göre bir usta çırak ilişkisidir aslında yani teorik altyapı çok önemlidir ama o teorik alt yapıyı kliniklerde beceriye dönüştüremezsek o teorik altyapı toplumsal yarara dönüşmesi söz konusu olamaz. Şöyle örnek vereyim; hepatomegali nedenlerini onlarca neden sıralarsınız ama klinikte gidip 2 3 tane en az hastanın hepatomegali olan hastayı muayeneyle o sesleri duymadığınız sürece mesleki yaşamınızda hepatomegaliyi saptamanız o kadar güç olur. Bu anlamda şu anki tıp öğrencileri olarak sizler biraz daha zor durumdasınız gördüğüm kadarıyla. Kontenjanların artmasıyla beraber sınıflar çok kalabalık ve bu tabii ki de kliniğe de yansımış olacak. Bu handikapla beraber, ben en önemli şeyin eğitimde aslında öğretim üyelerimizin de kendim de dahil olmak üzere en büyük borç şunu görüyorum: hastaya bir insana en daraldığı en sıkışık olduğu anda yardım etme zevkini, bu sıkıntıların hepsini bertaraf edecek şekilde olduğu bilincini çok iyi bir şekilde verdiğimizi düşünmüyorum açık söyleyeyim. Hep böyle derslerle slaytlarla yoğun uğraşıyoruz ama bir hastanın “Allah senden razı olsun.” deme minnettarlığının o bütün sıkıntıları bertaraf ettiği bilincini vermemiz lazım öğrenci arkadaşlara. Yakın zamanda bir televizyon programında Barcelona’da yeni futbolu bırakmış birine sordular: “Futbolcu olmasaydın ne olurdun?”. Cevap aynen şöyle: “Doktor olmak isterdim.”. Yıllık geliriniz ne kadar diye sorulduğunda ise 10 bin milyon dolar olduğunu söyledi yani şunu demek istiyorum, çok yüksek gelirli bir insan bile bizim mesleğimize imreniyor. Bu mesleği biz bu gözle görmezsek gerçekten şuanda doktor sayısı bizde Avrupa ülkelerine göre bizde yarı yarıya. Çok kısa sürede çok yoğun çalıştığımız için tükeniriz arkadaşlar. Biz bu işin maddi karşılığını ülkemiz şartlarında belki 5 10 yıl karşılığının verilmesi pek mümkün olmadığını görüyoruz ülke kaynaklarına göre. Alacağımız maddi karşılık çok fazla değil ama manevi karşılığının çok yüce olduğunu düşünüyorum. Bakınca 2 milyon öğrencinin girdiği sınavda sizler 10 binler 15 binlerde yani %1’lik bir dilimde en çalışkan, en zeki grubu eğiten fakülteyiz, öğretim üyeleri olarak da şanslıyız bu anlamda. Bu grubun motivasyonunun yüksek olması ülkenin de gelecekteki sağlığını belirleyecektir bu anlamda öğrenci arkadaşlara benim önerim şudur sağlık müdürlüğünde öyle manzaralar hatırlıyorum ki doktorluk yıllarımda bana iyi ki doktor olmuşum dedirten. Eksiğimiz çok olabilir, çok idealist olan hekim arkadaşlarımız kadar çalışmamış olabiliriz ama öyle manzaralarla karşılaşıyoruz ki o minnettarlık size iyi ki hekim olmuşum, başka bir mesleği seçmemişim dedirtiyor. İnsanların o minnettarlık duygusu bu işin özü. Bu özden kaçtığımız sürece bakıyorum çok erken yaşlarda çok az hizmet eden 8 10 yıllık hekimler tükenmişlikten bahsediliyor. Biz bu işin sadece maddi boyutuna eğilirsek çok çabuk tükeniriz ama biz yaptığımız iyiliklerin karşılığını dinimiz gereği de ahirette de çok fazla karşılık alacağımızı  bekler isek tükenmişlik diye bir kavramı ben tanımıyorum. 25 yıl geçti, genç arkadaşlardan bakıyorum hekimliğe saygı yok eleştirileriyle kendi kendilerini tüketiyorlar. Oysa bu toplumun %90 95’i hekimlere saygı duyuyor, değer veriyor. Belki çok az bir kısmı bilmiyordur. Bizler de yaptığımız iyiliği “Suya at balık bilmezse halik bilir.” mantığıyla yaparsak 30 yıl 40 yıl geçse de tükenmeden bu mesleği motive bir şekilde yapabileceğimizi düşünüyorum. Eğitimde gördüğüm tek eksik noktada bu; biz hocalar olarak sadece teorik olarak bilgi veriyoruz fakat hekimliğin bu bam teline dokunmamız lazım. Hekimlik insana yardımın en üst noktasındadır. İnsana yardım etmek gerçekten kutsal bir şeydir ama insan çok acizken hastayken kendine bile faydası olmadığı bir durumdayken ona yardım etmek çok daha farklı bir şey. Bu duyguyu öğrencilere öğretmek de bizim boynumuzun borcudur.

FT: Peki sizin öğrencilik döneminiz nasıldı? Nasıl bir öğrenciydiniz? Yapmayı sevdiğiniz şeyler nelerdi, bize de yapmamızı önerdiğiniz şeyler var mıdır?

SV: Açıkçası ben el becerisi iyi olmayan biriyim, o yüzden hiçbir zaman da cerrahi branş düşünmedim. Hayatım boyu en korktuğum şey TUS çalışır da cerrahi branşlardan birini yazmak durumunda kalmak olmuştur çünkü el yeteneği olması lazım. Cerrahi branşlardan hep uzak durdum. Onun dışında çok da tercih etmememize rağmen bazen insanoğlu kader çizgisinin nereye götüreceğini bilemiyor. Yöneticiliği de kendi isteğimle seçmedim fakat halk sağlığı olunca halk sağlığının temel uğraşı alanı sağlık yönetimi, biyoistatislik ve epidemiyoloji denilen üç şeyden oluşuyor. Sağlık yönetimi bu anlamda benim hep kader çizgimdi. Fakat memnunum ben dediğim gibi kıyaslarsanız kendi bölümüm buradaki iş yükünün dörtte birinden daha az açık söylemek gerekirse. Çünkü bahsettiğim gibi Türkiye’nin en elit insanlarına öğrencilerine ders vermek çok kolay çok zevkli bir iş. Burada temel sıkıntılarla uğraşmak daha zorlu bir iş. Toplumsal yarar açışından düşündüğümüzde çok şeye dokunabiliyorsunuz burada çok şeye müdahale edebiliyorsunuz daha fazla insana yardımcı olabiliyorsunuz. O anlamda on yıldır sağlık müdürüyüm ama yoruldum diyemem açıkçası. Bazen onu düşünüyorum 785.000 nüfusu olan bir ilde ilçesinin en ücra köyündeki bir insana bile zamanı geldiğinde müdahil olup yardımcı olabiliyorsunuz.

Bunun çok dramatik örneklerini yaşıyoruz çünkü zaman zaman. Kısa bir örnek anlatmak isterim. Geçen yıl (2015) mart ayı diye hatırlıyorum. Tekman’da Kayaboğazı denen bir köy de değil mezra. Ordu’da vefat eden bir hastadan organ nakli gelmiş bu kızımıza, Tekman’ın Kayaboğazı köyünden Esra kızımıza 18 yaşında. Organ nakli malumunuz  Erzurum’da Türkiye’de ilk üçe giren bir organ nakil merkezimiz var. Gerçekten çok başarılı daha önceden Bülent hocamız şuanda Gürkan hocamız başkanlığında. Gerçekten çok üst düzey bir hizmet veriliyor orada. Gürkan bey ve ekibi organ nakli için Ordu’ya organları almaya gittiler. Bizlerle irtibat sağladılar. Hastayı alamadıklarını yoğun kar yağışı olduğunu ve o kızımıza bir şekilde ulaşmaları gerektiğini söylediler. Biz helikopter ambulansı kaldırdık. Köye indirmek üzere ancak yoğun tipi nedeniyle indiremedik. Daha sonra sayın valimizi aradım ben. Valimiz askeri Skorsky tipi helikopter kaldırdı oraya. O kadar göz gözü görmeyecek şekilde yağıyordu ki o da inemedi. Yarım saat turladı mezranın üzerinde ve geri döndüler. O sırada biz tabi alternatif yollara bakmaya çalışıyorduk. Yine bizim ‘’Snowtrack’’ dediğimiz paletli ambulanslarımız var onları da yine helikopter ambulanslardan sonra mezraya yönlendirmiştik ve o göz gözü görmeyen ortamda kızımızı aldık. Geldik burada gecenin bir saatinde hocalarımız ameliyat ettiler. Ben üç gün sonra Esra kızımıza geçmiş olsun ziyaretine gitmiştim. Hiç unutmuyorum gerçekten çok duygulu sözleri vardı. Şunu söylüyordu;

‘’Gerçekten göz gözü görmüyordu. Biz kendi imkânlarımızla Tekman’a gidebilirsek oradan Erzurum’a nasıl gidebileceğimizi düşünüyorduk ama çıktık 50 metre yürüyemeden köyün içinden geri döndük. Çok ümitsizliğe kapıldım. Beni telefonla aradılar ama kim beni alabilir ki?’’

Geçmiş yıllara da giderek bakıyorum. Ben ilk hizmet yıllarımda Hakkâri Yüksekova’da hizmetlimiz olmadığı için soba yakan bir hekim olarak geçmişe baktım. Nereden nereye geldiğimizin çarpıcı bir ifadesiydi kızımızın sözleri. Nasıl bir şey? Hakkâri Yüksekova şuanda 150.000 nüfuslu bir ilçedir. Orada çalıştığımızda merkez sağlık ocağında çalıştığımızda hizmetli yoktu. Kaloriferi boş verin sobalı bir sağlık ocağıydı. Sağlık ocağında biz hekimler dört kişiydik gidip dönüşümlü sobayı yakıyorduk. Şimdi geldiğimiz noktada ise devletin en üst kademesine kadar valisinden sağlık müdürüne birileri ilgileniyor ve sistem de o teknik altyapıda oluştuğu için o kızımızı alıp getirdi ve organ nakliyle sağlığına kavuşturdu. Belki insan yaşamı için 20 yıl çok uzun bir süre gibi görünebilir ama sağlık sistemlerinin bu kadar köklü değişmesinde 20 yıl çok kısa bir süre aslında.

Bu anlamda hocamız ve sağlık tarihinin de aslında bir köşe noktası olarak ayrı bir sayfa açan sağlıkta dönüşüm programı başlatan sayın Prof. Dr. Recep AKDAĞ’a teşekkürlerimizi bildirmemiz lazım. Türk sağlık tarihi kısım kısım ayrıldığında birincisi Cumhuriyet tarihi sağlık dönemi ayrılıyor ondan sonra Recep SAYDAM ve Behçet UZ dönemleri geliyor. Daha sonra sağlık ocağı dediğimiz sağlık hizmetlerinde sosyalleşme dönemi geliyor 1960-80 arası. 80’den sonra ulusal sağlık reforma adıyla bir takım reform çalışmaları var ama bir türlü becerilemiyor. Nasip hocamıza. 2003 yılında Prof. Dr. Recep AKDAĞ’ın katkılarıyla ve önderliğinde ki tamamen mimarı kendisidir bu çalışmalara başlanıyor.

Türkiye’de sağlık hizmetinden memnuniyet oranı %75–80 arasında.

Şuanda geldiğimiz nokta çok farklı. Eksikleri görebiliriz ama nereden nereye geldiğimize baktığımızda örneğin, yoğun bakım yatak sayıları 10 kat artmış durumda, yeni doğan ve erişkin yoğun bakım, onun dışında ambulanslarımız, helikopterler vs vs. 17 tane helikopter ambulans var şuanda Türkiye’de biri de Erzurum’da olmak üzere. Yine inşallah bu sene 5’e çıkacak 3 tane jet ambulansımız var. Biz etrafımızdaki en azından Sivas’a kadar Ardahan’a kadar bu illerden üst düzey sağlık hizmeti ihtiyacı için vakayı Erzurum’a alıyoruz. Eğer biz üniversite hastanemiz yada bölge eğitimde o vakayı çözemezsek uçak ambulansı çağırıyoruz yarım saate Ankara’dan geliyor onu hangi ilde vaka sıkıntısı çözülecekse o hastayı oraya götürebiliyoruz. Bunlar büyük imkanlar yani ülkenin gerek kişi başına düşen milli geliri ondan da öte sağlığa harcadığımız yaklaşık 580 dolar bu imkanlar dahilinde yani 500 küsür dolar harcayarak uçak ambulans hizmeti verebilen dünyada başka ülke yok. Harcadığımız para ile sağlıktan memnuniyet oranı %75-80 arasında. Bulgaristan bizim kadar harcıyor mesela Balkan ülkelerinin bir kısmı bu kadar harcıyor. Vatandaşlar onların kendi ülkelerinde yaptıkları anketlerde %30-40 arasında bir memnuniyet var ama bizde vatandaşın %75’i sağlık hizmetlerinden memnun.

FT: Emek verenlerden Allah razı olsun hocam.

S.V: Amin.

Sağlık sistemimiz en ümitsiz insanlara ümit olmaya başladı

FT: Sıradaki soru hekimlik sürecinde unutamadığınız bir anınız var mı idi. Verdiğiniz örnek cevap olabilir değil mi?

S.V: Esra aslında olabilir evet. Çok dramatik ve duygusal oldu. Daha da duygusallaşmıştı o hatta şunu dedi ‘’ Ben ama devletime güvendim’’ demişti. Bu önemli bir ifade. ‘’Göz gözü göremiyordu biz 50 metre yürüyemedik ama ben devletime güvendim beni alır dedim’’dedi ve biz onu mahcup etmedik. Devletimiz de bizler de valimiz, ameliyatı yapan ekipteki arkadaşlarımız Gürkan hocalarımız Bülent hocalarımızla gerekeni yaptık. Sağlık sistemimiz en ümitsiz insanlara ümit olmaya başladı. Bu çok önemli.

Şunu söyleyelim. Helikopter ambulans 2008’de hizmete girdi Erzurum’da ve biz şuana kadar 2500 civarında hastayı helikopterle almışız. Bu hastaların cebinden bir kuruş dahi para çıkmadı bu hizmeti alırken. Bu anlamda uçak ambulans ve helikopter ambulans hizmeti ile 40–50 bin insan alınmış kimse beş kuruş ödememiş.

Biz Dünya Sağlık Örgütü’nün sıralamasında orta-üst gelirli ülkeler grubundayız. Bu grup ülkeler içerisinde helikopter ve uçak ambulans hizmetini ücretsiz veren yegane ülkeyiz.

FT: EYOF organizasyonunun sağlık hizmeti kısmı hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz?

SV: 11-18 Şubat tarihleri arasında Avrupa Gençlik Olimpik Oyunları Erzurum’da gerçekleşecek. İlimizde daha önce uluslararası deneyim olarak 2011 yılında Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları yapıldı. Ulusal sağlık direktörü olarak çalışmıştım. Şuana kadar halen daha Türkiye Cumhuriyeti’nin katılımcı ülke ve oyuncu sayısı açısından en büyük ve en yoğun katılım olan organizasyonuydu. O organizasyonu Allah’a şükür Erzurum çok başarılı bir şekilde yürütmüştü. Şimdi yine 11-18 Şubat arasında Avrupa Gençlik Olimpik Oyunları (EYOF) var. 14-17 yaş arası katılımcıları ülkemizde ağırlayacağımız. Bu katılımcılar 40 farklı ülkeden gelecek. Antrenör ve diğer Spor adamları ile birlikte 1500’ün üzerinde katılım bekliyoruz. Biz bu organizasyonda Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü olarak sağlık tedbirlerinin sorumluyuz. Organizasyonda 28 ambulans ekibi hizmet verecek. Aynı zamanda il dışından da Bakanlığımız takviye ekipler gönderecek. Bunların dışında organizasyona özel acil kliniği ve ilk yardım merkezleri oluşturduk. İnşallah 2011 olimpiyatları gibi bu organizasyonu da en üst düzeyde hizmet vererek atlatacağız. Çünkü biliyoruz ki böyle organizasyonlar ülkemizin tanıtımı için çok önemli ve işler her zaman planlanan gibi olmayabilir. Mesela 2011 olimpiyatlarından bir örnek verirsek; Bir Slovak antrenör kalp krizi geçirdi. Ve bizim Bilge Eğitim ve Araştırma Hastanemizde acilen 3 damar tıkanıklığından Bypass geçirdi. Geçmiş olsun ziyaretine gittiğimizde istediği takdirde bir saat içinde uçak ambulansı hazırlayıp tedavi olması için ülkesine götürebileceğimizi ama burada bulunan kalp ve damar cerrahı olan Prof Dr  Bilgehan Erkut’un bu konuda çok deneyimli olduğunu ve ameliyat acil gerekli olduğu için burada olmasını tavsiye ettiğimizi söyledik. Bize verdiği cevap çok ilginçti. Bize dedi ki sayın müdürüm şu an kendi ülkemde acil değil süper acil olarak bile gitsem bana ameliyat için 3 aydan önce sıra vermezler bu yüzden burada olmayı tercih ederim. Böylece ameliyatı burada oldu sonra biz onu uçakla kendi ülkesine yolladık. Bir başka aklıma gelen olay ise yine 2011 organizasyonundan önce Amerikan ekibi ile aramızda geçen bir olay. Bu Amerikan ekibi geldiği zaman bize hiç bir sporcularına sağlık hizmeti vermemizi istemediklerini sağlık ekipmanımızın o kadar iyi olduğunu düşünmediklerini söylediler. Bizde görsünler diye ambulanslarımızı gösterdik daha kapısını açar açmaz şaşırdıklarını gördüm hatta bu ambulanslar organizasyon için mi yapıldı diye sordular. Ben de normal ambulanslarımızın da böyle olduğunu söyledim. Onlar böyle bilmiyorduk biz gibi cümleler kurdular. Yarışma sonrasında ise bize en çok teşekkür eden ekiplerden biri Amerikan ekibiydi hatta yarışma sonrasında bize gelen 5 teşekkür mektubundan biri de Amerikan ekibindendi ve bize dediler ki sizden çok daha gelişmiş olarak gördüğümüz İngiltere’de bu o organizasyon oldu ama onların bile sağlık ekipmanı sizinkinden iyi değildi. Tabi tüm bu cümleler bizim sağlık konusunda ne kadar geliştiğimizin bir göstergesidir.

img_3320-1

Mesleğimize aşıkmış gibi sevmemiz lazım.

FT: Peki bunu okuyan geleceğin hekimlerinden beklentileriniz nelerdir? Tamamlanmakta olan bir dönüşüm projesi var orada hekimin rolü ve sorumluluğu nedir?

SV: Şimdi çok zeki ve her şeyden haberi olan insanlara bir şey önermek de çok zordur açıkçası ama şunu tekrar tekrar önerebilirim ki mesleğimizi çok sevmemiz lazım hatta şöyle diyebilirim ki mesleğimize aşıkmış gibi sevmemiz lazım. Çok ciddi bir meslek bazen arkadaşlarımla da konuşuyoruz Allah razı olsun denilen çok az meslekten biridir hekimlik. Yani gelip hizmet aldıktan sonra minnetle bakılması gerçekten biz hekimler için bir ayrıcalık hatta şöyle düşünün ayağı kangren olmuş bir adam geliyor size ve o ayağı ampute ediyorsunuz adam 2 ayakla gelip ayağı kesildiği halde size Allah razı olsun diyor çünkü biliyor ki siz kesmeseniz daha kötü olacak durumu. İşte bize duyulan bu sonsuz güven için mesleğimizin kadrini kıymetini çok iyi bilmemiz lazım. Yoğun bir meslek bizimki geçmiş yıllarda bir planlama yapılmadığı için tahminen önümüzdeki 10 yıl içinde de ihtiyacın azalmayacak bir meslek. Mesela Avrupa ülkelerinde her 100000 kişiye 382 doktor düşerken bu sayı bizim ülkemizde 170 hekim düşüyor yani yarısı kadar. Ve bununla beraber 2002 yılında bir hasta 2.2 kez sağlık ocağına veya hastaneye giderdi ama şu an 8.5 kez gidiyor. Bu da gösteriyor ki hastanelerimizde hekime ihtiyaç var. Onun dışında birinci basamağa bakıyoruz modern ülkelerde 2000 kişiye bir aile hekimi düştüğünü görüyoruz ama şu an bizim ülkemizde 3300 kişiye bir aile hekimi düşüyordu. 2017 itibari ilen yaptığımız atamalarla hedef bunu 2500 e düşürmek. Yani burada da görüyoruz ki hastanenin yanında aile hekimliğinde de hekime ihtiyaç var. Bunu Erzurum üzerinde incelersek şu an Erzurum’da  242 tane aile hekimi var yani ortalama 3300 kişiye bir aile hekimi düşüyor biz Ocak itibari ile 260’a çıkarıp sayıyı 2800 kişiye bir hekim olarak düzenlemeye çalışacağız böylece aile hekimliğinin o koruyucu hekimlik vasfını daha öne çıkarmış olacağız  çünkü aslında aile hekimliğinin asıl amacı korucu hekimlik ama bizim birinci basamak hekimimiz de tedavi yapıyor. İşte Hollanda , İngiltere gibi biz de hekim başına düşen hasta sayımızı 2000’e  düşürebilirsek sevk sistemi gelebilecek. Böylece aile hekimliği sevki olmadan üniversite hastanesine basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu ya da bir otit gelemeyecek.

Bu 10 yılda hekimlikte rahatlık beklemesinler.

Şu anda bizde konuşulan şu: Niye aile hekimliği sistemi olan ülkelerde olduğu gibi bizde sevk sistemi işlemiyor? Çünkü 3300 kişiye 1 aile hekimi düşerse ve biz aile hekiminden geçmeden hastaneye gidemezsiniz dediğimiz zaman sistem kilitleniyor. Dolayısıyla bizim bu nüfusu azaltmamız lazım ki koruyucu hekimliğiyle beraber o aile hekimi en fazla 15-20 tane poliklinik yapsın ki şu anda yaparsak zaten ortalama şehir merkezinde bakılan hasta sayısı 40.Sevk sistemini getirsek bakılan hasta sayısı 100 ü geçecek o zamanda sadece hasta bakacak bebeklerimizi kim takip edecek ,anne çocuk sağlığı,okul aşılama hizmetleri kesintiye uğramış olacak.Bu yüzden birbirini izleyen sıkıntılar var.İnşallah dediğimiz gibi kontenjan artımlarının da temel amacı bu hekim sayısı arttıkça aile hekimine düşen nüfus azalacak ve diğer taraftan asistan sayısı,acillerdeki hekim sayısı yeterli olacak ve dengeli bir sağlık sistemine 10 yıl içerisinde geçebiliriz ama arkadaşlara şunu söyleyebilirim.Bu 10 yılda hekimlikte rahatlık beklemesinler.

FT: Peki aile hekimliği uzmanlığı hakkında neler düşünüyorsunuz? Teşvik edilmeli mi? TUS’ da ki puanı birçok branşa göre daha düşük. Sizce bunun sebepleri neler?

S.V: Tabi ki bunlar biliyorsunuz arz talep meselesi.Ne kadar talep olursa puan o kadar artar.Biraz bu durum talebin az olduğunu gösteriyor.Açıkça söylemek gerekirse bizim sağlık sistemimizin gelişmesi için koruyucu hekimlik hizmetlerinin tedavi edici hizmetlerden çok öncelenmesi lazım.Bu anlamda da bulaşıcı hastalıklar ve diğer kronik hastalıklar özellikle şu an ülkemizde ki en büyük sıkıntı. Bulaşıcı hastalıklar gebelikle ilgili hastalıklar yeni doğanla ilgili hastalıklar  son 10 yılda baya azalmış durumda. Fakat bulaşıcı olmayan ama kronik olan obezite ,diyabet gibi hastalıklar maalesef artıyor. Biz hekimlerinde düşündüğü zaman bizim hekimliğimiz ne tarafa doğru gidiyor diye ufkumuz mutlaka kronik hastalıkların yönetimini iyi bilen hekimler olmamız gerekiyor. Çünkü toplumun şu an %14 ü diyabet hastası.3’te 1 i hipertansif .Bunun yanı sıra obezite ciddi bir sağlık sorunu.Sadece belli bir yaş grubu ve kadınlar için değil artık çocuk ve ergen yaş grubu içinde obeziteyi görmekteyiz. Onun için geleceğin hekimliği de gördüğüm kadarıyla Türkiye ‘de kronik hastalıkların yönetimine doğru gitmekte.Belki de şu ikileme bile düşeceğiz:Biz diyetisyen miyiz niye insanların beslenmesine bu kadar çok ağırlık veriyoruz diye.Beslenme ve fiziksel aktivitelerin arttırılması bence 1.basamak hekimliğin en önemli rolü olacak.Ve bununla ilgili kendine bağlı nüfusun takibinde bu ölçütleri motive eden bir hekim profili daha çok görmüş olacağız.

FT: Erzurum’da ki tüm sağlık kuruluşları sizin müdürlüğünüze mi bağlı üniversite hastanesi dahil olmak üzere?

S.V: Sağlık Bakanlığında 2011 yılında 663 sayılı bir kararname ile Sağlık Bakanlığının taşra yapısı yani illerdeki yapı 3 e ayrıldı.Sağlık Müdürlüğü,Halk Sağlığı Müdürlüğü ve Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreterliği diye.Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreterliği ildeki tüm hastanelerin tek elden  yönetimini sağlayan bir üst yönetim.Bu yönetim ne yapar?Özellikle hastanelerin ilçe hastaneleri de olmak üzere  tüm ihtiyaçlarını  daha ucuza mal etmek için  toplu alımlar yapıyor.Sargı malzemesi,ilaç malzemesi gibi. Ve ya insan kaynaklarının ortak kullanımı.  Hangi ilçede hangi uzman hekim eksikse il merkezinden anında oraya o uzman hekimi takviye yapmak gibi. Hem insan kaynağı ortak kullanılıyor hem de tüm malzemeler ortak bir havuzdan yönetiliyor. Halk Sağlığı Müdürlüğünün yegane işi ise bu bahsettiğim kronik hastalıkların yönetimi,aile hekimliğini onlar yönetiyor onun dışında bulaşıcı olmayan diğer hastalıklar obezite gibi  ve en önemlisi hekimliğin gidişatı dediğimiz vatandaşlarımızda sağlıklı davranış bilincinin geliştirilmesinde görev alıyor.Sağlık Müdürlüğü ise bu kararnameye göre bu iki yapıyı Genel Sekreterliği ve  Halk Sağlığı Müdürlüğünün yaptığı işleri koordine eden,denetleyen bir birim.Aktif yaptığımız diğer işler ise 112 Acil Servisi Sağlık Müdürlüğüne bağlı olarak gidiyor ve eczane denetimi,devlet ve özel hastanelerin denetimi ile birlikte onların tescillenme işleriyle uğraşıyor.

Koruyucu hekimlik uygulamalarını yaparsak şuan hastanelere yığınla giden hastaların önemli bir kısmı gitmemiş olacak

FT: Bu da benim sorum hocam (Çağlar); sahada hekim, olmak uzman hekim olmak ve sağlık yöneticiliğini kıyasladığınız zaman neler söylersiniz? Artıları ve eksileri anlamında ve tabi ki öğretim görevliliği.

S.V: Zor bir soru en zoru da bu oldu sen hoca olma (gülerek). Şunu söyleyebilirim bunların her biri önemli, çok önemli hem de. Bizim ülkemizin ihtiyaçları açısından düşündüğümüzde en önemli iş koruyucu hekimlik anlamında saha ve birinci basamak hekimliği. Şuanda tedavi edici hekimlikle kıyasladığım zaman çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Halk sağlıkçı olarak da bunu zaten yıllardır savunuyoruz. Koruyucu hekimlik uygulamalarını yaparsak şuan hastanelere yığınla giden hastaların önemli bir kısmı gitmemiş olacak. Şimdi neden gidiyor? Eskiden hastaneler neyle doluydu? İshalli bebeklerle doluydu poliklinikler veya zatürreli bebeklerle doluydu veya gebelik iyi takip edilmediği için gebelik komplikasyonlarına bağlı olarak hep gebeler ve zor doğumlar gibi sıkıntılarla doluydu. Şimdiki profile baktığımız zaman şimdi neden fazla hasta oluyor? Şunu söyleyebiliriz özellikle Türk toplumu yaşlandı yaşlanmayla beraber özellikle davranış biçimimiz, ekonominin gelişmesiyle beraber daha fazla daha fazla araca sahip olma daha sedanter bir yaşam biçimi ve fastfood yaşam biçiminin hakim olmasıyla beraber ‘’hipertansiyon obezite diyabet’’ başlığı hakim oldu. Aslında en önemli gördüğümüz kronik hastalıklar yoğunluğu buradan gidiyor poliklinik hastalarında. Başka nedenler olabilir ama altta yatan en temel üç tane hastalık var şuanda. Biz bu hastaları da bulaşıcı hastalıklar gibi koruyucu hekimlikle önleyebiliriz. Nasıl yapabiliriz? Bunun çalışmaları özellikle halk sağlığı müdürlüklerinde tabi yapılıyor. Örneğin şuanda bisiklet yollarının yapılması, insanların daha fazla spora teşvik edilmesi veya sağlıklı yaşam biçimi kazanılması için beslenmeye nasıl dikkat edeceğimizle ilgili çok yoğunca toplu eğitimler almamız lazım. Temel sorunumuz bizim şuanda kronik hastalıklarla ilgili şu; bizim sağlıklı yaşamla ilgili yeterince sağlık okuryazarlığımız yok. Bunu arttırmamız lazım öncelikle görünen o. Bunu yönetmek için de tabi yöneticilere ihtiyaç var. Bunları tedavi etmek için tedavi edici hekimlere de ihtiyacımız var. Tedavi edici hekimlerin önüne en az sıkıntılı komplikasyonsuz vaka getirmek için yine koruyucu hekimlik gerekiyor veya onların vaka sayısını azaltmak için. Sağlıklı insanlar sadece check-up için gitsin diye bizim koruyucu hekimliğe ağırlık vermemiz lazım.

img_3322-1

FT: İçlerinden sizin en sevdiğiniz hangisi peki?

S.V: Yani açıkçası yöneticilik sevilecek bir iş değil ama birilerinin yapması lazım bu işi. Yöneticilik zor çünkü her düzeyde her zaman öngörülemeyen durumları yönetmek zorunda kalıyorsunuz. Krize açık bir şekilde. Gece yattığınızda defaten bu telefon civar illerin sağlık müdürleri tarafından aranır. Biraz önce Iğdır 112’nin başhekimi arıyordu.( Röportajın başlangıcında hocamızın telefonu çalmıştı burada ondan bahsediyor.)  Biraz önce içerde VTC’deyken Ağrı’nın sağlık müdürü aradı. ‘’Müdürüm yer bulamadık yeni doğan bir hastamız var yer ayarlayabilir misiniz?’’ dedi. Yer ayarlamada sistem aslında açık ama bazen dolu olunca daha iyi durumda olan bir hastayı servise kaydırma şeklinde tekrar hocalarla görüşüp konuşma imkanı olabiliyor. O anlamda dediğim gibi gece birde ikide her zaman için telefon aranabiliyor. Civar illerden özellikle Ağrı, Iğdır, Ardahan, Bayburt ve Kars illerine göre üst düzey sağlık hizmetini veren il Erzurum. Türkiye’deki sağlık yapılanması şöyle arkadaşlar; 30 tane sağlık bölgesi var 30 tane il merkez konumunda. Civar illerin organ kopması, organ nakilleri, yeni doğan veya erişkin yoğun bakım gibi üst düzey sağlık hizmetlerini bu iller veriyor.

Bu kapsamda bizim en büyük sıkıntımız bölge il olmamız hasebiyle diğer illerin de sıkıntısını çözen il olmamız. Yönetici olarak dediğim gibi gecenin hangi saatinde ne sebeple aranacağımız belli değil. Yöneticiliğin en büyük zorluğu şu; özel hayatınız ne olursa olsun gece telefonun kapatma lüksünüz yok 24 saat açık kalmalıdır. Kızım iki aydır eleştiriyordu ‘’Baba iki aydır sinemaya gittiğimiz yok.’’ diye. Hafta sonu sinemaya gittik. İki kez dışarı çıkmak zorunda kaldım. Genelde en arkadan almaya çalışıyorum ki kimseyi rahatsız etmeyelim (Gülüyoruz). Çünkü cevap vermek zorundayım. O telefonların birinde Ardahan aramıştı. Vicdanen de rahatsız oluyorsunuz. Yardımcı olacağınız bir şey  var da siz cevap vermezseniz çok yazık olur.Sadece yöneticinin değil ailesinin de çok ciddi fedakarlıklar yapması gerekiyor. Yöneticiliği seçen arkadaşımın bunu bilmesi lazım eşi ve çocuğu kesinlikle o fedakarlığa razı olmalı.

FT: Kaç yardımcınız var hocam?

S.V: Burada beş müdür yardımcımız var. Her birinin görev tanımı ayrı. Eczacılığa bakan arkadaşımız, yoğun bakımları denetleyen arkadaşımız, personelden sorumlu arkadaşımız gibi.

FT: Sağlıkta şiddet olayları hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bunun suçlusu kim?

Sağlıkta şiddet her zaman vardı

S.V: Bu da bence medya tarafından biraz abartılan bir konu. Sağlıkta şiddet her zaman vardı. Medya tarafından sürekli ön plana çıkarılması son birkaç senedir çok daha ön planda. İyi bir şeydir, gün yüzüne çıkarılan bir sorunun üstüne gidilmesi daha kolaydır. Bizim meslek hayatımızda acillerde çalışırken ben onlarca şiddet vakası yaşadım ama hiç sahibimiz yoktu. Şuandaki sistemi söyleyeyim arkadaşlar. Her bir hastanede acil yardım butonu var. Bastığınızda güvenlik görevlisi hemen yanınızda. Bu tek başına yeterli mi? Değil tabi. Şiddet vakalarında her kurumun ( Sağlık Müdürlüğü, Halk Sağlığı Müdürlüğü ve Genel Sekreterliğin ) avukatı var arkadaşlar. Sağlık çalışanına yönelik şiddette sadece kişi ilgili birime iletiyor sıkıntıyı karakol mahkeme vb işleri avukatlarımız takip ediyorlar artık. Bildiğiniz gibi yasal caydırıcılık iyice arttı son yıllarda, daha da artacak gibi görünüyor. O anlamda sağlık çalışanlarının şiddete karşı daha sahiplenildiğini ve daha korunaklı hale getirildiğini düşünüyorum.

Toplumda çok çok az da olsa maganda tipi insanlar var mı? Var. Ben arkadaşlarıma hep söylüyorum; mümkün olduğunca o tiplerle tartışmaya girmekten ziyade başka türlü davranışlara yönelmeliyiz. Dediğimiz gibi yaptığınız işte gösterdiğiniz o emeğin karşılığını herkes veremiyor. Vermeyebiliyor. Bir teşekkür etmekten en basit karşılıktan eksik olanlar olabiliyor. Tam tersi teşekkürü boş verin nankörlük edebiliyor. Bu durumda ama bizim insanı tanımamız lazım yani nankörlük de ne yazık ki insanlarda var olan sıkıntılı bir durum. Bize gelen her hastanın ideal dört dörtlük, toplum menfaatine çalışan ve yaşayan insanlar olduğunu düşünemeyiz. Toplu ulaşım araçlarında da aynı sıkıntıyı görebiliyoruz. Magandası, yanlış insan tiplemeleri toplumun her yerinde görülebiliyor. Biz tabi hekim olarak en fazla merhamet gösterip o merhametin karşısında sadece basit bir teşekkür beklerken. Bu durumla karşılaşmak zorumuza gidiyor ve gerçekten kabullenilmesi mümkün olmayan şey bu. Gece gündüz bu kadar yoğun çalışırken, bahsettiğim gibi Avrupa’daki doktordan iki kat çalışırken bir de hak ettiğimiz teşekkürün karşısında eleştiri veya maganda tarzı davranışlar gördüğümüzde bu kabullenilecek bir şey değil. Bu anlamda da devletimiz bakanlığımız hekimleri daha fazla savunur halde. Üniversitelerde bu konu biraz eksik ne yazık ki. Üniversitenin her hastanenin avukatı yok ama dediğim gibi taşra teşkilatı olarak her ilde mutlaka sağlık müdürlüğünün, halk sağlığı müdürlüğünün ve genel sekreterliğin avukatı var. Biz hekim camiası hiçbir zaman karakola gitmek mahkemeye gitmek filan bunlarla uğraşmak istemeyiz. Öyle bir sıkıntı yok artık. Üç yıl önce çıkan bir yasayla şiddetle karşılasan bir sağlık personeli sadece dilekçesini iletiyor, vekaletini avukata veriyor ve sağlık çalışanlarını bütün sıkıntılarını avukat arkadaşlar takip ediyor.

FT: Hocam biz okuyuculardan sorular alıyoruz röportaja gitmeden evvel. Okuyucu arkadaşlarımız benimle aynı şeyleri sormuşlar çoğunlukla ama bir şey dikkatimi çekti farklı olarak. Onu sormak istiyorum. Tıp fakültesi öğrencilerine 4. sınıftan itibaren maaş bağlanma durumu yada intörnlerin maaşına zam yapılması hakkında bir gelişme var mı?

S.V: Açıkçası bilmiyorum yalan söylemeyeyim. Dördüncü sınıf deyince konuyla alakası yok ama bir şeyler söylemek istiyorum. Yaklaşık 3 ay içerisinde biz Erzurum’da, pratik beceriler azaldı dedik ya, Türkiye’de sadece 4 ilde olan çok modern bir bölgesel simülasyon merkezi kuruyoruz. Damara nasıl girilecek, CPR nasıl uygulanacak vb. Çok modern bir şey. İstanbul Bursa ve Gaziantep üç üniversitenin simülasyon merkezlerini gezdik üç ay içerisinde ve o simülasyon merkezimizde inşallah özellikle intörn arkadaşlar başta olmak üzere sizlere de açacağız. Pratik beceri açısından da bölgenin çok büyük bir açığını gidermiş olacağız. Hem intörn arkadaşların hem de hemşire ve diğer yardımcı sağlık personeline yönelik üç beş maketlik bir şey değil çok modern ve çok büyük bir bölgesel simülasyon merkezi açıyoruz. Üniversite ile zaten çok yoğun bir işbirliğimiz var. Birlikte pratik eğitimi daha da geliştirmiş olacağız inşallah.

FT: Son olarak okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

S.V: Okuyucu kitlesinin hekim adayı arkadaşlar olduğunu düşündüğüm zaman şunları söylemek istiyorum. Dediğim gibi ülkemiz çok güzel bir ülke, ülkemize hepimizin verecek bir şeyleri olması gerekir. Bu idealizm duygusundan kopmamalıyız. Zor bir meslek tercih ettiniz. Öğrenciliği de zor meslek yaşamı da zor olan bir meslek ama lütfen meslek yaşamlarında alacakları minnettarlık duygusunu düşünerek hizmet etmelerini düşünüyorum. Onlar o şekilde hizmet ettiklerinde, hele ki küçük ilçelerde küçük yerleşim birimlerinde çalıştıklarında, açık söyleyelim toplumda en fazla saygı gören insanlar onlar olacaktır. Yeter ki karşı taraftaki insanlara onların hayatına önem verdiğimizi hissettirelim. Biz onları görüyoruz Erzurum’da. Pazaryolu, Olur gibi küçük ilçelerimizde hekimler baş tacı. TUS’u kazanıp ayrılan hekimler oluyor vatandaşlardan bazen geliyorlar. O nasıl bir hekimdi o kadar güzel anlatıyorlar bize övgüyle.

O anlamda bu zor meslekte bizim toplumumuza yapacağımız en büyük iyilik vatandaşlarımıza merhametle şevkatle davranırsak en cahili bile bunun kıymetini bilir diye düşünüyorum. O toplumun yüzde birden çok daha az olan maganda kesimine takılmadan meslek yaşamlarını devam ettirmeleri gerekir ve bu toplum cahil de olsa mutlaka onların kadrini kıymetini bilir diye düşünüyorum.

FT: Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz hocam. Çok güzel bir sohbetti.

S.V: Ben teşekkür ederim.

 

                                    

                                     Düzenleyen: Çağlar YILDIZ İngilizce Tıp Dönem 3

Yazıya Geçirenler:   Buse ŞERİFOĞLU

                                  Selin Sena ELMALI

                                  Mertkan SARIOĞLU

YUKARI